Kerb (Sıkıntı) Bela - Kerbela
-ZALİMİN ZULMÜNE BİR DİRENİŞTİ KERBELA-
Size iki şey bırakıyorıum: Biri Kuar’an-ı Kerim diğeri ise Ehl-i Beyt’im." / Hz Muhammed (s.a.v.)
(Emrullah Eraslan- Gerçek Tarihiyle Kur’an’da 32 Peygamber ve İslam Dini)
Tarih boyunca Allah yolunda ve gerçek islamı idrak edip o yolda yürüyenlerin hayatları hakkı olmayan kişilerce onlardan alındı. Allah’ın verdiği canı Allah'tan başkasının -her ne sebeple olursa olsun- alması hak mıdır? Örneğin; şerri hukuka göre bir insan hırsızlık yaptığında yeniden yapmasın diye hırsızlık yaptığı parmakları, eli veya kolu kesilir. Bu adil ve olması gereken mi? Modern hukuku önemli kılan da bu soru. Bir insanın hayatını almak bir başka insan veya insanlara hak mı? Galiba değil. Hayır, kesinlikle hak değil. O halde hapis cezası en iyi olandı. Burada işim hukuk dersi vermek değil. Zaten hukukçu da değilim. İşin özü şu ki, tarih boyunca insanların ruhları başka insan veya insanlarca ve insanların yasalarınca bedenlerinden ayrıldı. Neden? Daha iyi ve adil bir yaşamı arzu ettikleri için. Geriye doğru gidecek olursak; Sivas’ta 32 insan diri diri yakıldı. Sivas’ta Pir Sultan Abdal taşlandı. Nesimi en başta okudğunuz sözün özünü söyledi diye derisi yüzüldü. Çünkü bu insanların en büyük derdi yaşadıkları hayatı ve dini özümsemiş olmak ve daha adil, daha iyi, yaşanılabilir bir dünya arzusu çekmeleriydi. Kerbela işte bu arzu yolunda atılan ilk adım ve akan ilk kandı.
Hz Muhammed bir barış elçisiydi. İslam bir barış diniydi.
Hz Hüseyin ve taraftarları daha iyi ve adil bir yaşam, İslam dinini gerçek anlamda müminlere yaşatmak için, Hz Muhammed’e layık olabilmek için yola çıktı. Fakat o da bu yola çıkarken biliyordu ki, yol uzun ve zordu. Hatta ve hatta bu yolun dönüşü yoktu. Fakat yine bildiği bir şey vardı ki, dedesinden ve babasında öğrendiklerini uygulamak durumundaydı.
Nitekim Küfe’ye gideceğini söylediğinde ona “Oraya gitme. Küfeliler seni satacak. Onlara güvenme!” denildi. Oysa Hz Hüseyin Muaviye’nin ve oğlu Yezid'in orada yaptığı zulme sesiz kalmak istemedi. “Ben dedemin ümmeti için yola çıkıyorum. Toplumda karışıklık çıkarmak için yola çıkmıyorum. Ben zalim değilim, zalimin zulmüne karşı yola çıkıyorum.” dedi.
Ve yola çıktı.
Elbette ki bu yola çıkışın Hz Ali zamanından beri süregelen olaylar silsilesinin etsi çok büyüktü. Fakat konuyu oraya kadar alacak olursak oldukça uzayacaktir. Kısaca devam etmek gerekir ise;
Hz peygamber şöyle emretmişti:
“Size iki şey bırakıyorum. Biri Kur’an-ı Kerim diğeri ise Ehl-i Beyt’im yani ailem.”
Ne oldu peki?
Gerçek islamın temsilcisi olduğunu düşünen Yezid ve taraftarları Ehl-i Beyt’in önünü kesti. Zira o sıralarda Muaviye’nin ölümü olur ve Yezid tahta geçer. Yezid’e Hz Hüseyin’in Küfe'ye doğru yola çıktığı haberi gelir. Böylece Yezid'i korku salar. Ubeydullah b. Ziyad’a giderek önlem almasını ister. İlk iş olarak 4000 kişilik bir ordu Küfe’ye gelir ve Küfeliler ile Hz Hüseyin’in iletişimi kesilir.
Hz Hüseyin’in yolculuğu sürer. O sıra yakınlarından birine şöyle der: "Bu toprakların adı nedir? Kerbela’dır. Yani sıkıtı ve bela toprağına ulaştık."
Böylece 2 muharrem günü Hz Hüseyin ve yoldaşları Kerbela topraklarına girerler. Derken etrafları sarılır. Günlerce aç ve susuz bırakılırlar. Bitap düşerler. Ve zalim son oyununu yapar. 10 mıuharrem günü 72 kişi canice katledilir. Hz Peygamber’in ailesi yok edilmiştir. Hz Hüseyin 57 yaşında şehit edilmiştir. 33 mızrak 34 kılıç yarası aldığı söylenir. En hazini de Hz Hüseyin’in üç yaşındaki oğlunun babasının kucağında can vermesidir. Ne acı.
Bir Muharrem ayı daha geride kalıyor. Her Muharrem ayı bizlere Hz Peygamber’in ailesinin, Ehl-i Beyt’in, cennet gençlerinin efendisi Hz Hüseyin’in katledilişini anımsatıyor. Bu ay göklerin dahi ağladığı aydır. Zira bu ayda; Herkes ağlar. Arş-ı Ala ağlar. Yer ve gökler ağlar. Hz Muahmmed ağlar. Tüm ehl-i iman ağlar.
Yorumlar
Yorum Gönder