KANATLI KAPISI OLAN EVİN ANISI


KANATLI KAPISI OLAN EVİN ANISI

Ben her sene yıllık izne çıkar çıkmaz soluğu köyde, dedemin ve babaannemin yanında alırım. Geçenlerde
yine baktım yılım dolmuş dedim ben gidiyorum ve bileti aldığım gibi yola koyuldum.
Sivas’a inince hemen bir taksi çevirdim. Önce hale gittim. Güzelce bir meyve sebze alışverişi yapıp hızla Ali Baba Mahallesi’ne çıktım. Bizim köyün arabaları oradan kalkar. Mahallenin çoğu ya bizim köyden şehre göçenler ya da çevre köylerden göçenlerle doludur. Neyse uzatmayayım. Bindim otobüse iki saate
köydeyim. Yeminle, söylüyorum size, Sivas’tan bizim köye gitmek Sivas’tan İstanbul’a gitmekten daha zor. O nasıl yollar öyle yahu! Dağın altı uçurum, en küçük bir bağırış olsa dağdan toprak kaysa altında mı kalalım uçurumdan mı atlayalım derken korkudan olduğumuz yerde ölüveririz. Vardır var, öyle ölenlerimiz de var.

Köye gelir gelmez hemen valizimi aldım patikadan eve doğru yürüyüverdim. Babaannem tezeklerin
oradaydı. Elinde buğday taneleriyle “Geh geh geh…” diye tavuklarını çağırıyordu. Onlar da çağırıldıklarını
anlarcasına hemen ayağının dibine üşüşüyordu. Ben küçükken bunun babaannemle tavuklar arasındaki özel bir dil olduğunu düşünürdüm, sonradan öğrendim bu bir sevgiydi.

Babaannem tavuklarını severdi, bizi sevdiği gibi. Onun yüreği genişti. Ben de o tavuklar gibi onun sesini duyar duymaz hemen koştum.

Beni görür görmez, gözbebeklerinde esen o içten, şefkatle gülümsemesiyle “Yavruum” dedi, elindeki
buğday kabını ayağının dibine bıraktı. Tabi tavuklar durur mu, kaba hücum. Ben de babaanneme hücum. Derken sarıldık, öpüştük, koklaştık, burnumuzda tüten hasretlik dumanını komple gökyüzüne saldık. Böylesine içten fışkıran bir sevgiyle hiç kimse karşılamadı beni, bağrına bu kadar güzel hiç kimse basmadı beni. Babaannem… Babaannem benim içime düşen sevgi tanem.
Sonra eve geçmek için valizimle meyve sebzeleri aldım. O sıra babaannem “Artık yan evde oturuyoruz,” dedi. Nasıl yani? Şaşkındım. Az sonra fark ettim kanatlı kapıda kilit vardı. Dedemin yan tarafa ev yaptığını artık orada oturduklarını söyledi. Kanatlıya baktım. Anılarımızda yer edinircesine taş duvarlarıyla öylece duruyordu. Babaannem yayık yayarken ayranını içtiğim, bacasından duman çıkarken kafamı dikip dumanın yükselişini seyreylediğim, dedemin tahtalardan öküz arabası yaptığı kanatlı… İçinde koştuğum, büyüdüğüm, çocukluğum kanatlı…

Bu öykü Filtresi Dergi 2. E-Sayısında (29 Mart 2022) yayımlanmıştır. 
https://www.filtresizdergi.com/

#huseyinsezer #hüseyinsezer #KanarlıKapısıOlanEvinAnısı #Dergi #Öykü

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Nietzsche'nin Kırbaçlanan Ata Ağlayışı

H.G Wells-Dünyalar Savaşı: Dünyayı Kaosa Sürükleyen İlk Kitap

Kerb (Sıkıntı) Bela - Kerbela