Kadın Fiziği ve "Güzellik" Algısı Üzerine
Güzellik, estetiğin, toplumbilimin, toplumsal ruhbiliminin ve kültürün bir parçası olarak incelenmektedir.
Gözle görülen nesneler (güzel bir yüz, güzel bir bina gibi), kulakla işitilen bir müzik, dil ile tadılan bir yemek, koklanan bir çiçeğin kokusu gibi beş duyu ile algılananlar yanında güzel ahlak gibi soyut kavramlar da güzellikle ilgilidir.
Tabi biz burada felsefi güzellik tanımları üzerinde durmayacağız. Eğer öyle olsa Mısır'dan, Eski Yunan'dan, Filozofların güzellik ve estetik tanımlarından, Hegelci düşünceden, idealar evreninde çıkamayız. Biz kadınla ilgili, daha doğrusu kadın fiziki üzeriden yapılan güzellik tanımına odaklanalim.
Güzellik gelip geçicicidir, güzellik kavramı da oldukça değişkendir. Kişiden kişiye mi değişir yoksa kişi çağın getirdiği algıya mi ayak uydurur? Burası muamma. Ama şu gerçek ki, her çağ kendi getirisiyle gelir.
Şimdi kısa bir güzellik turu için bir tarih trenine binelim. Haydi gelin
🚂
Kadınlarla İlgili güzellik tarifinin tarihî Eski Mısırla başlar. İncecik ve dar omuzlukuk güzellik kelimesinin bu anlamdaki ilk tanımıdır.
Bu tanım uzun yıllar sonra Eski Yunan döneminde değişirek yerini dolgun ve güçlü kadınlar güzeldir düşüncesine bırakır.
Sonra Avrupa'da bir değişim başlar. Böylece dünyada edebiyat, sanat, ekonomi her şey bu çağda yeniden anlam kazanır. Rönesans Çağı. Bu değişimden güzellik algısı da nasibini alır. Dolgun kalça, iri göğüs, yuvarlak karın güzel kadın algısı olarak karışmıza çıkar.
Ve bu durum Victoria döneminde (İngiltere) "balık etli kadın" kadın kavramıyla yeni bir güzellik kabına girerken bel bölgesinin ince olması da önemle üzerinde durulan bir kriter olur. (Korse, kemer ne varsa bağla, sık.)
Gel zaman git zaman derken 1920'lerde küçük göğüslü ve erkeksi görünüme sahip olmak bütün kadınların arzusu haline gelir.
Oysaki sinemada Hollywood bu dönemde altın çağını yaşıyordu. Hollywood kadınları bu kriterin dışındaydı. (Hollywood demişken Hitchcock'u da anmadan geçmeyelim. O, sinema literatürüne Hitchcock'un soğuk sarışını algısını getirdi. Bizdeki birçok sanatçı -Emel Sayın ve çoğu- bu algı ile ünlü oldu.)
Veee 90' larda bir molankolik hayat başladı. Böylece aşırı zayıflık moda oldu. Düşünsenize o dönemin mankenlerini. Tabiri caizse cıta gibiydiler. Ve günümüz. Fit olmak kavramıyla başlayıp, sağlıklı beslenmeyle devam eden düz karın bölgesi, dolgun göğüs, ve büyük kalçalar güzellik tanımının yeni mekanı.
Oysa esas olan eski Mısır'dan bu yana hiç değişmedi. Esas olan huy güzelliği idi.
Ne diyor şair;
"Güzelliğin on para etmez bu bendeki aşk olmasa."
Kandın bence narin olmalı öz güvenli olmalı dış görünüş etkenlere açık karakter,huy bunlar bozulmaz.İstediği boyayı sürsün istediği yeri indirip kaldırsın biraz bakmak çıkartır içindekileri....
YanıtlaSilgayet başarılı olmuş güzellik algısı çok geniş kapsamlı bir konu kişiden kişiye değişkenlik gösteren kadının başka erkeğin başka bakış açısıyla ya da çocukluktan ergenliğe ergenlikten olgunluğa geçişinde bile bu algı farklılık gösteriyor her ne kadar huy güzelliği dese de insan ne olursa olsun fiziksel güzelliği kesinlikle istiyor bir kadının ya da erkeğin "yanıma yakışmalı" beklentisi huy güzelliğinin önüne geçiyor dış görünüşte giydiği kıyafetin fiziksel yapısına uygun olması bedensel bakımının iyi olması boy uyumu gibi gibi gibi her ne kadar şairler huy güzelliği üzerine kafa yorsalar da onlar bile bakışları gözleri elleri ince belleri göz ardı etmiyor
YanıtlaSilGüzelliğin sadece fiziki bir görüntüden ibaret sayıldığı zamanlar. Oysa bir gülüş ve zerafet, bir kadına yakışan en güzel şey.
YanıtlaSilKadını her çağda , Her yaşta güzel olarak tanımladılar.Sonra huy güzelliğine yordular. Kadının her yaşta güzel olmasını istediler. Sonra seksiliği ortaya koydular. Çocuktu güzel olmak istedi. Ergenliğe girdi güzel olmak istedi. Genç kız oldu güzel olmak istedi. Sevdi , Âşık oldu , evlendi, kariyer yaptı, hırpalandı, boşandı v.b... Yaşlandı güzel yaşlanmak istedi. Gelip geçici olmasın istendi. Her bir şeyler istendi. Sormadılar ki bir kadının yüreği ne istedi ?
YanıtlaSil